Pazar…Pazar… 2026/652

Pazar… Pazar…

Belki de insanlık tarihinde hiçbir dönem bu kadar görünür olmadık. Birkaç saniye içinde dünyanın öbür ucundaki insanlara ulaşabiliyor, hayatımızın en mutlu anlarını, en güzel karelerini ve en büyük başarılarımızı paylaşabiliyoruz. Artık yalnızca yaşamak yetmiyor; yaşadığımızın görülmesini de istiyoruz.
Fakat tam da burada önemli bir soru beliriyor: Gerçekten göründüğümüz kişi miyiz, yoksa görünmek istediğimiz kişi mi?
Sosyal medya bize hayatlarımızı düzenleme gücü verdi. Fotoğrafları filtreleyebiliyoruz. Cümleleri seçebiliyoruz. Hatta duygularımızı bile düzenleyebiliyoruz. Ama karakterimizi filtreleyemiyoruz. Çünkü gerçek kişiliğimiz, paylaşım yaptığımız anlarda değil; kimsenin bizi izlemediği anlarda ortaya çıkıyor.
Bir gün genç bir yöneticiyle sohbet ediyordum. Sosyal medyada binlerce takipçisi vardı. Başarı hikâyeleri anlatıyor, liderlik üzerine paylaşımlar yapıyor, motivasyon videoları çekiyordu. Dışarıdan bakıldığında örnek alınacak bir profil çiziyordu. Sohbetimizin ilerleyen dakikalarında bana şöyle dedi: “Hocam, bazen kendi paylaştığım hayatın içinde ben bile kendimi bulamıyorum.” Bu cümle uzun süre aklımdan çıkmadı. Çünkü aslında birçok insan, gerçek hayatını geliştirmek yerine dijital vitrininin daha güzel görünmesi için çabalıyor. Oysa vitrin ne kadar parlak olursa olsun, mağazanın içi boşsa insanlar bunu er ya da geç fark ediyor.
Bir başka hikâye…
Yaşlı bir taş ustasına, mesleğinin sırrını sormuşlar. Usta, büyük bir mermer bloğu göstererek şöyle demiş: “Bu taşın görünmeyen arka yüzünü de ön yüzü kadar özenle işleyeceğim.” Şaşırmışlar. “Ama orayı kimse görmeyecek ki.” demişler. Usta gülümsemiş. “Başkası görmeyebilir ama ben göreceğim.” İşte karakter tam da budur.
Kimsenin görmediği yerde de doğru olanı yapabilmek. Alkış olmadığında da aynı özeni gösterebilmek. Kamera kapandığında da aynı insan olarak kalabilmek…
Bugün birçok insan “Nasıl daha fazla görünürüm?” sorusuna cevap arıyor. Oysa belki de önce şu soruyu sormalıyız: “Nasıl daha iyi bir insan olurum?” Çünkü görünürlük fırsat getirir. Ama güven, karakter getirir. İmaj kapıları açabilir, fakat içeride kalmayı sağlayan şey kişiliktir.
Başarı çoğu zaman insanların sizi tanımasıyla başlar; saygı ise sizi gerçekten tanımalarıyla oluşur.
Hayatın ilginç bir adaleti vardır. İmajınızı siz oluşturursunuz. İtibarınızı ise başkaları. Ve itibar, uzun yıllar boyunca tutarlı davranışların sessizce birikmesiyle oluşur.
Belki de bu yüzden en güçlü insanlar, en çok görünenler değil; en çok güven verenlerdir, çünkü gerçek olmak yorucu değildir. Rol yapmak ise ömür boyu devam eden ağır bir mesai ister.
Bu yüzden seçim hepimizin…
Hayatımızı bir sahneye mi dönüştüreceğiz? Yoksa sahne kapandığında da aynı insan olarak kalabilecek miyiz? Çünkü günün sonunda insanlar paylaştığımız fotoğrafları unutabilir. Anlattığımız başarı hikâyelerini de unutabilir. Ama onlara hissettirdiğimiz güveni, gösterdiğimiz samimiyeti ve karakterimizi kolay kolay unutmazlar.
Gerçek değer, görünmekte değil; gerçekten olmaktadır.
Saygı ve sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY
İyi Pazarlar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir