Pazar… Pazar…
SEÇENEK ÇOKLUĞU, KARARSIZLIK ÇAĞI
Eskiden insanların en büyük problemi seçenek bulamamaktı. Bugün ise en büyük problem, hangi seçeneği seçeceğine karar verememek.
Bir zamanlar bir televizyon almak için iki mağaza dolaşılırdı. Şimdi aynı modelin onlarca satıcısı, yüzlerce yorumu, binlerce kullanıcı değerlendirmesi var. Bir üniversite seçmek, bir meslek belirlemek, bir kitap almak, bir tatil planlamak, hatta akşam ne yiyeceğine karar vermek bile çoğu zaman uzun bir araştırmaya dönüşüyor.
Daha çok seçenek, daha fazla özgürlük gibi görünüyordu. Oysa hayat bize farklı bir şey öğretiyor: Seçenek arttıkça karar vermek kolaylaşmıyor, zorlaşıyor.
Amerikalı psikolog Barry Schwartz, yıllar önce bunu “Seçim Paradoksu” olarak tanımlamıştı. İnsan zihni belirli bir noktadan sonra seçenekleri fırsat olarak değil, yük olarak algılıyor. Çünkü her tercih, aynı zamanda vazgeçilen onlarca ihtimali de beraberinde getiriyor.
Geçtiğimiz aylarda genç bir mühendisle sohbet etme fırsatım oldu. Çok başarılıydı. Üç farklı şirketten teklif almıştı. Maaşlar birbirine yakındı, çalışma koşulları iyiydi, kariyer olanakları güçlüydü. Karar vermesi için herkes onu tebrik ediyordu. Aradan birkaç hafta geçti. Hâlâ karar verememişti. “Yanlış şirketi seçersem?” diye soruyordu. Sonunda içlerinden birini seçti. Ancak işe başladıktan sonra bile diğer iki şirketi düşünmeye devam etti. Acaba diğerini seçseydi daha mı mutlu olacaktı? Daha mı hızlı yükselecekti? Daha mı doğru bir karar vermiş olacaktı? Aslında onu yoran iş seçimi değildi. Seçeneklerin zihninde yaşamaya devam etmesiydi.
Benzer bir durumu büyük bir markette de yaşamıştım.
Yaşlı bir çift, zeytinyağı reyonunun önünde uzun süre bekliyordu. Raflarda onlarca marka, farklı ambalajlar, organik olanlar, soğuk sıkımlar, filtre edilmemiş olanlar, erken hasatlar… Bir süre sonra beyefendi gülümseyerek eşine döndü ve şöyle dedi: “Eskiden iki marka vardı, beş dakikada alır çıkardık. Şimdi kırk marka var, yarım saattir karar veremiyoruz.”
Belki de modern hayatın özeti tam olarak buydu. Seçenekler arttıkça zaman kazanacağımızı düşündük. Oysa çoğu zaman zamanımızı seçeneklerin arasında kaybettik.
Sadece alışverişte değil… İzleyeceğimiz filmi seçmek için bazen filmi izlediğimiz süreden daha fazla zaman harcıyoruz. Okuyacağımız kitabı seçmek, kitabı okumaktan daha uzun sürebiliyor. Sosyal medyada binlerce içerik arasında dolaşırken hiçbirini gerçekten hatırlamıyoruz. Kariyer planlarımızı yaparken onlarca ihtimali düşünüyor, ama ilk adımı atmayı erteliyoruz. Çünkü seçenek bolluğu, karar vermeyi kolaylaştırmıyor; çoğu zaman ertelemeyi meşrulaştırıyor.
İş dünyasında da benzer bir tablo var. Toplantılar uzuyor, çünkü herkes “bir ihtimali daha değerlendirelim” diyor. Projeler gecikiyor, çünkü “daha iyi bir çözüm olabilir” düşüncesi karar almayı zorlaştırıyor. Mükemmeli ararken, çoğu zaman iyiyi de kaçırıyoruz.
Oysa başarılı insanların önemli bir ortak özelliği var. Her zaman en doğru kararı vermeleri değil; yeterince doğru olduğuna inandıkları kararı zamanında verebilmeleri. Hayatın büyük kısmı, kusursuz seçenekleri bulmakla değil, seçtiğimiz yolu anlamlı hâle getirmekle şekilleniyor.
Belki de artık yeni bir beceriye ihtiyacımız var: Daha fazla seçeneğe sahip olmak değil, daha az seçenekle daha huzurlu yaşayabilmek. Çünkü sadeleşmek yalnızca eşyaları azaltmak değildir.
Kararları azaltmaktır. Gürültüyü azaltmaktır. Zihni meşgul eden gereksiz ihtimalleri azaltmaktır.
Her yeni seçenek, yeni bir özgürlük getirebilir; ama her özgürlük aynı zamanda yeni bir sorumluluk da getirir. Belki de içinde yaşadığımız çağın en büyük lüksü, her şeyi seçebilmek değil; neyi seçmeyeceğini bilmek. Çünkü bazen mutluluğun anahtarı, daha fazlasına sahip olmakta değil; daha azıyla daha net yaşayabilmektedir.
Saygı ve sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY
İyi Pazarlar…


