Pazar… Pazar…
KÜÇÜK KAZANIMLARIN BÜYÜK GÜCÜ
Başarı hikâyelerini severiz. Bir şirketin birkaç yıl içinde nasıl büyüdüğünü, bir sporcunun nasıl şampiyon olduğunu, bir girişimcinin sıfırdan nasıl büyük bir marka yarattığını, bir insanın hayatını nasıl değiştirdiğini merakla dinleriz, çünkü büyük sonuçlar etkileyicidir.
Ama büyük sonuçların küçük bir problemi vardır; bize genellikle hikâyenin sonunu gösterirler. Kupayı görürüz, antrenmanları görmeyiz. Başarıyı görürüz, tekrarları görmeyiz. Sonucu görürüz, o sonuca götüren yüzlerce küçük kararı, vazgeçişi, alışkanlığı ve disiplini çoğu zaman görmeyiz. Oysa hayat büyük sıçramalardan çok, küçük adımlarla ilerliyor.
Bir zamanlar satış ekibinde çalışan genç bir yöneticiyle tanışmıştım. Ekibindeki en başarılı satıcının sırrını çözmeye çalışıyordu. Bu kişi diğerlerinden daha konuşkan değildi. Daha karizmatik olduğu da söylenemezdi. Hatta ilk bakışta son derece sıradan bir satıcıydı. Fakat küçük bir alışkanlığı vardı. Her müşteri görüşmesinden sonra birkaç dakika ayırıyor ve kendisine üç soru soruyordu: Müşteri ne söyledi? Ben neyi doğru yaptım? Bir sonraki görüşmede neyi farklı yapmalıyım? Hepsi buydu. Günde birkaç dakika… Ayda yaklaşık yüz küçük değerlendirme, yılda ise binden fazla küçük öğrenme fırsatı… Bir yıl sonra aynı kişi artık ekibin açık ara en başarılı çalışanlarından biriydi, çünkü diğerleri yalnızca çalışıyordu; o ise, çalışırken aynı zamanda kendisini geliştiriyordu.
Başarı bazen büyük bir eğitimden, büyük bir karardan ya da büyük bir fırsattan gelmez. Bazen her gün ayrılan beş dakikadan gelir.
Bir başka örnek çok daha sıradan. Bir arkadaşım yıllardır kitap okumaya zaman bulamadığından şikâyet ediyordu. Her yıl kendisine aynı hedefi koyuyordu: “Bu yıl en az 30 kitap okuyacağım.” Ocak ayında birkaç kitap alıyor, ilk günlerde büyük bir hevesle başlıyor, sonra iş yoğunluğu, seyahatler, toplantılar derken kitaplar yine komodinin üzerinde kalıyordu. Bir gün hedefini değiştirdi. Artık yılda 30 kitap okumayacaktı. Her gece sadece 10 sayfa okuyacaktı. On sayfa… İnsana neredeyse hedef gibi bile gelmiyor. Ama matematik ilginçtir. Günde 10 sayfa, yılda 3.650 sayfa eder. Ortalama 250 sayfalık kitaplardan hesaplarsak yaklaşık 14-15 kitap demektir. Üstelik çoğu akşam 10 sayfayı geçmeye başladı. Bir süre sonra kitap okumak yapılması gereken bir görev olmaktan çıktı ve hayatının doğal bir parçasına dönüştü, çünkü büyük hedeflerin en önemli problemi bazen büyüklükleridir.
İnsanı motive ettikleri kadar korkutabilirler de. “Kilo vereceğim”, “İngilizce öğreneceğim”, “Daha çok kitap okuyacağım”, “Şirketimi büyüteceğim”, “Daha iyi bir yönetici olacağım”, “Daha çok müşteri kazanacağım…” Bunların hepsi güzel hedeflerdir. Ama hiçbirisi bugün ne yapmamız gerektiğini söylemez.
Belki de hedeflerimizi değil, hedeflere giden adımları küçültmemiz gerekiyor. Her gün 20 dakika yürümek, yabancı dilde beş yeni kelime öğrenmek, 10 sayfa okumak, her hafta bir müşteriyi yalnızca nasıl olduğunu sormak için aramak, her gün işimizin küçük bir bölümünü biraz daha iyi yapmak…
Bunların hiçbiri sosyal medyada paylaşılacak büyük başarı hikâyeleri değildir. Ama hayat zaten çoğu zaman kimsenin alkışlamadığı anlarda şekillenir. Büyük başarıların önemli bir kısmı, kimsenin görmediği küçük disiplinlerin birikimidir.
Üstelik küçük kazanımlar bize yalnızca sonuç kazandırmaz, kendimize duyduğumuz güveni de artırır. İnsan kendisine verdiği büyük sözleri sürekli tutamadığında bir süre sonra kendi sözlerine inanmamaya başlar. Buna karşılık küçük sözlerini tuttukça “Ben bunu yapabiliyorum” duygusu gelişir.
İş dünyasında da benzer bir yanılgımız var. Şirketler büyük dönüşüm projeleri açıklıyor. Büyük hedefler koyuyor, büyük stratejiler hazırlıyor. Dijital dönüşüm, müşteri deneyimi dönüşümü, yeni kurum kültürü, yapay zekâ dönüşümü… Hepsi önemli. Ancak hiçbir dönüşüm PowerPoint sunumunda gerçekleşmiyor.
Kurum kültürü, çalışanların sıradan bir pazartesi sabahı birbirlerine nasıl davrandığında oluşuyor. Müşteri deneyimi, müşterinin karşısına çıkan çalışanın o anda verdiği küçük kararda şekilleniyor. Liderlik, yöneticinin büyük toplantılarda söylediği etkileyici sözlerden çok, sıradan bir günde çalışanını gerçekten dinleyip dinlemediğinde ortaya çıkıyor. Strateji ise hazırlanan yüz sayfalık rapordan çok, insanların ertesi sabah neyi farklı yaptığıyla hayata geçiyor.
Belki de başarıyı yanlış yerde arıyoruz. Büyük anlarda, büyük kararlarda, büyük fırsatlarda… Oysa hayatımızın büyük bölümü büyük anlardan oluşmuyor. Sıradan pazartesilerden, sıradan salılardan, sıradan sabahlardan oluşuyor. Büyük hayatlar da çoğu zaman bu sıradan günlerde verilen küçük kararların toplamından meydana geliyor.
Bu nedenle bazen kendimize “Büyük hedefim ne?” diye sormak yerine, “Bugün yapabileceğim en küçük doğru şey ne?” diye sormamız gerekiyor.
Hayatı değiştiren küçük davranışların çoğu, yapıldıkları gün hayatımızı değiştirmezler. Ama tekrarlandıklarında değiştirirler. Belki de başarı dediğimiz şey, sandığımız kadar gizemli değildir. Küçük başlamak, devam etmek ve zamana güvenmektir.
Hayat bir günde değişmez, ama her gün biraz değişir.
Saygı ve sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY
İyi Pazarlar…


