Pazar…Pazar… 2026/662

Pazar… Pazar…

TECRÜBE HÂLÂ DEĞERLİ Mİ?
Yıllar önce birlikte çalıştığım deneyimli bir yönetici anlatmıştı. Şirkete yeni başlayan genç bir çalışan, birkaç hafta sonra yanına gelmiş ve yapılan işlerden birinin çok gereksiz olduğunu söylemiş. “Bunu neden böyle yapıyoruz? Çok daha kısa bir yolu var.” Yönetici, “Nasıl?” diye sormuş. Genç çalışan heyecanla anlatmış. Gerçekten de önerdiği yöntem daha hızlı, daha kolay ve daha az maliyetliymiş. Yönetici dinlemiş ve sonunda şöyle demiş: “Deneyelim.” Genç çalışan şaşırmış. Çünkü uzun bir “Biz yıllardır bu işi böyle yapıyoruz evladım” konuşması bekliyormuş. Yeni yöntemi uygulamışlar. İlk birkaç hafta gerçekten çok iyi sonuç vermiş. Sonra daha önce düşünmedikleri bir sorun ortaya çıkmış ve eski yönteme dönmek zorunda kalmışlar. Genç çalışan biraz mahcup biçimde yöneticinin yanına gitmiş: “Siz bunun böyle olacağını biliyor muydunuz?” Yönetici gülümsemiş: “Biliyordum. Çünkü yıllar önce ben de senin yaptığını yaptım.” Sonra eklemiş: “Ama bunu sana söyleseydim benim tecrübem olurdu. Şimdi senin de tecrüben oldu.”
Aslında tecrübenin en pahalı öğrenme yöntemlerinden biri olduğuna dair bundan daha güzel bir örnek zor bulunur. Üstelik faturayı çoğu zaman hayat kesiyor ve taksit de yapmıyor.
Bugünlerde sıkça düşündüğüm bir soru var:
Tecrübe hâlâ değerli mi?
Bilgiye ulaşmanın hiç bu kadar kolay olmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Eskiden bir konuda bilgi edinmek için kitaplar karıştırır, bilen birini bulmaya çalışırdık. Hatta bazen “Bu işi bilen kim var?” diye telefon rehberimizi tarardık. Şimdi yapay zekâya soruyoruz. Hem de saat kaç olursa olsun. Üstelik “Şu anda toplantıdayım, sonra konuşalım” da demiyor. Özetliyor, karşılaştırıyor, analiz ediyor, öneriler getiriyor, metin yazıyor, hesaplıyor… İnsan ister istemez düşünüyor: Madem bu kadar çok şey biliyor, bizim 30-40 yıldır uğraştığımız neydi? Ama mesele tam da burada başlıyor. Bilgi ile tecrübe aynı şey değil. Bilgi size ne yapılabileceğini söyler. Tecrübe ise çoğu zaman ne zaman, nerede, kiminle ve hangi koşullarda yapılmaması gerektiğini öğretir. Hatta belli bir yaştan sonra insanın uzmanlığı biraz da “Bunu yapmayalım, ben bir zamanlar yaptım” cümlelerinden oluşmaya başlıyor.
Satış tekniklerini birkaç saatte öğrenebilirsiniz. Ama karşınızdaki müşterinin o tekniğe nasıl tepki vereceğini anlamak yıllar alabilir.
Müzakerenin kurallarını okuyabilirsiniz. Ama masanın karşı tarafındaki kişinin ne zaman gerçekten vazgeçmeye hazır olduğunu, ne zaman blöf yaptığını anlamak başka bir şeydir.
Liderlik üzerine yüzlerce kitap okuyabilirsiniz. Ama morali bozuk bir çalışan odanıza girdiğinde hangi yönetim teorisinin hangi paragrafını uygulayacağınızı düşünmeye başlarsanız muhtemelen çalışan sizden önce odadan çıkar.
Çünkü tecrübe yalnızca yılların geçmesi değildir. Tecrübe; yapılan hataların, verilen yanlış kararların, kaçırılan fırsatların, başarılı sonuçların, hayal kırıklıklarının ve yeniden denemelerin insanda bıraktığı izdir.
Bir bakıma tecrübe, geçmişte yaptığımız hataların daha şık bir adıdır.
“Çok hata yaptım” demek yerine “Çok tecrübeliyim” dediğinizde kulağa gerçekten daha iyi geliyor. Ama burada başka bir tehlike var. Her tecrübeli insanın mutlaka doğruyu bildiğini düşünmek. Yıllarca aynı işi yapmakla, yılların deneyimine sahip olmak aynı şey değildir. Bazen “30 yıllık tecrübe” dediğimiz şey aslında aynı bir yılın 30 kez tekrarından ibaret olabilir. Çünkü tecrübenin değerli olabilmesi için insanın yaşadıklarından öğrenmesi gerekir.
Daha da önemlisi, geçmişte öğrendiklerini gerektiğinde sorgulayabilmesi gerekir. Bugünün dünyasında belki de asıl mesele tecrübeli olmak değil, tecrübeyi güncel tutabilmek. Çünkü dün bizi başarıya götüren yöntem, yarın bizi geride bırakabilir. Müşteri, çalışan, teknoloji, pazar, iletişim biçimleri değişiyor.
Bir tek “Biz eskiden…” diye başlayan cümleler pek değişmiyor. Dolayısıyla tecrübe, “Ben bunu yıllardır böyle yapıyorum” cümlesine dönüştüğü anda avantaj olmaktan çıkıp ciddi bir engele dönüşebilir. Gençlerin burada çok önemli bir üstünlüğü var. Onların “Biz bunu neden böyle yapıyoruz?” diye sorma cesareti var.
Tecrübeli insanların ise başka bir üstünlüğü var:
“Çünkü biz onu bir zamanlar denedik” diyebilecek kadar kurumsal hafızaları var. Bence geleceğin başarılı kurumları bu iki gücü karşı karşıya getirenler değil, yan yana getirebilenler olacak.
Gençlerin merakıyla deneyimlilerin hafızasını, yeni teknolojilerle yılların insan bilgisini, hızla muhakemeyi… Ve belki de en önemlisi, “Ben biliyorum” diyenlerle “Acaba başka türlü olabilir mi?” diye soranları aynı masada tutabilmeyi…
Yapay zekâ çağında tecrübenin değeri azalmıyor. Tam tersine biçim değiştiriyor. Çünkü yapay zekâ bize çok güçlü cevaplar verebilir. Ama doğru soruyu sormak, verilen cevabın hangi koşullarda geçerli olduğunu anlamak ve gerektiğinde, “Bu kâğıt üzerinde çok güzel ama gerçek hayatta böyle olmuyor” diyebilmek hâlâ önemli bir insan becerisi. Tabii bir şartla: Bu cümleyi her yeni fikre karşı kullanmamak gerekiyor. Yoksa adına tecrübe değil, değişime direnç diyoruz.
Yıllar geçtikçe insanın öğrendiği en önemli şeylerden biri de zaten bu değil mi? Gençken bildiklerimizden daha eminizdir. Yaş aldıkça bilmediklerimizin büyüklüğünü fark etmeye başlarız.
Ama yalnızca geçmişi anlatan tecrübe değil. Geçmişten öğrenen, bugünü anlayan, kendisiyle biraz dalga geçebilen ve yarını merak etmeye devam eden tecrübe.
Yaş almak kaçınılmaz. Yaş aldıkça eskimemek ise hâlâ bizim elimizde.
O nedenle “Tecrübe hâlâ değerli mi?” diye sorarsanız benim cevabım şu olur: Evet.
Saygı ve sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY
İyi Pazarlar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir