Pazar…Pazar… 2026/658

Pazar… Pazar…

DENİZ AFFETMİYOR; PEKİ BİZ NEDEN HÂLÂ İHMAL EDİYORUZ?
Son yıllarda denizlerden gelen acı haberleri ne yazık ki daha sık duyar olduk. Bazen bir tekne batıyor, bazen bir gemide yangın çıkıyor, bazen bir balıkçı teknesinden haber alınamıyor, bazen de denize açılan insanlar geri dönemiyor.
Haberleri izliyoruz; arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini, kayıp kişilere ulaşılmaya çalışıldığını öğreniyoruz ve ne yazık ki kimi zaman birkaç saat, kimi zaman birkaç gün sonra o acı haber geliyor: Cansız bedenine ulaşıldı.
Ardından birkaç gün konuşuyor, üzülüyor ve sonra hayatımıza devam ediyoruz. Oysa belki de asıl konuşmamız gereken, kazadan sonra ne yaptığımız değil, kazadan önce ne yapmadığımızdır. Kazaların ardından karşımıza çoğu zaman benzer kelimeler çıkıyor. Dikkatsizlik, tedbirsizlik, ihmal, yetersiz kontrol, kurallara uymama, bakım eksikliği, hava ve deniz koşullarını yeterince dikkate almama, kapasitenin üzerinde yolcu veya yük, eksik güvenlik ekipmanı ve bazen de insanın kendisine duyduğu aşırı güven…
“Bir şey olmaz.”
Belki de ülkemizde bedelini en ağır ödediğimiz üç kelimeden biridir bu. Yıllardır böyle yapıyoruz. Deniz sakin görünüyor. Biraz daha yolcu alabiliriz. Hava bozar ama yetişiriz. Can yeleğine gerek yok. Teknenin bakımını sonra yaptırırız. Kontrolü dönüşte yaparız. Bugüne kadar sorun çıkmadı. Oysa büyük facialar çoğu zaman büyük hatalarla başlamıyor. Küçük ihmallerin üst üste gelmesiyle başlıyor.
Bir ekipman kontrol edilmiyor, bir parça zamanında yenilenmiyor, bir uyarı dikkate alınmıyor, hava raporu küçümseniyor, kapasite sınırı aşılıyor, bir sorumluluk başkasına bırakılıyor. Sonra bütün bu küçük ihmaller aynı noktada buluşuyor ve ortaya artık geri döndürülemeyecek kadar büyük bir sonuç çıkıyor: Can kaybı.
Deniz, insan hatasının her zaman telafi edilebileceği bir ortam değildir. Karada yaşanan küçük bir teknik problem bazen birkaç dakikalık gecikmeye neden olabilir. Denizde aynı problem yaşamla ölüm arasındaki çizgiye dönüşebilir.
Bu nedenle denizcilikte güvenlik yalnızca bir prosedür değil, bir kültür olmak zorundadır. Kontrol listeleri bunun için vardır. Bakım programları bunun için vardır. Can yelekleri bunun için vardır. Kapasite sınırları bunun için vardır. Hava durumu uyarıları bunun için vardır. Denetimler bunun için vardır. Kurallar insanların hayatını zorlaştırmak için değil, insanların hayatını korumak için vardır.
Ama burada yalnızca kaptanları, tekne sahiplerini veya çalışanları konuşmak da yeterli değildir. Denetleyenin de sorumluluğu vardır. İzin verenin de, bakımı yapanın da, eksikliği görüp susanın da, “idare eder” diyenin de, kurala uymayanı görüp görmezden gelenin de… Çünkü güvenlik bir zincir gibidir. Bir halkasının kopması bazen bütün sistemi çökertmeye yeter.
İş hayatında eğitimlerimde sık sık üzerinde durduğum bir konu vardır: Bir hata meydana geldikten sonra suçlu aramak kolaydır; önemli olan, hata meydana gelmeden önce sistemi sorgulayabilmektir.
Denizlerde ve kazalarda kaybettiğimiz tüm insanlarımıza rahmet, geride kalan ailelerine sabır diliyorum. Ve umuyorum ki bir gün kazalardan sonra nedenlerini konuşan değil, kazalar olmadan önce riskleri ortadan kaldıran bir toplum olmayı başarırız.
Saygı ve sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY
İyi Pazarlar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir