Pazar… Pazar…
YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA İNSANI DEĞERLİ KILAN NE?
Bir zamanlar insanın değeri büyük ölçüde bildikleriyle ölçülürdü. Çok bilen, bilgiye hızlı ulaşan, hesaplamaları doğru yapan, iyi analiz eden insanlar iş hayatında birkaç adım öne çıkardı. Çünkü bilgiye ulaşmak zordu ve bilgiye sahip olmak başlı başına bir güçtü. Bugün ise bambaşka bir dünyanın içindeyiz. Artık birkaç saniye içinde yüzlerce sayfalık bilgiyi özetleyebilen, rapor hazırlayabilen, tablo oluşturabilen, metin yazabilen, yabancı dilleri çevirebilen, fikir üretebilen ve karmaşık verileri analiz edebilen yapay zekâ sistemleri var. Üstelik bunların kapasitesi her geçen gün gelişiyor. Bu durumda ister istemez şu soru ortaya çıkıyor: Yapay zekâ bunların hepsini yapabiliyorsa, insanı değerli kılan ne olacak?
Sanırım önümüzdeki yılların en önemli sorularından biri bu olacak. Ben cevabın yalnızca yaratıcılık olduğunu düşünmüyorum. Çünkü yapay zekâ da artık yaratıcı görünen sonuçlar üretebiliyor. Sadece bilgi de değil. Bilgi konusunda onunla yarışmaya çalışmak giderek anlamsızlaşıyor. Hız deseniz, insanın kazanma ihtimali zaten yok. Belki de insanın değerini yeniden tanımlamamız gerekiyor.
Bence insanı değerli kılan özelliklerin başında doğru soruyu sorabilmek gelecek. Çünkü gelecekte bilgiye sahip olmaktan çok, hangi bilgiye ihtiyaç duyduğunu bilmek önem kazanacak. Herkes cevaplara ulaşabilecek ama herkes doğru soruyu soramayacak. Ardından muhakeme yeteneği gelecek. Yapay zekâ önümüze seçenekler koyabilir, analizler yapabilir, olasılıklar gösterebilir. Ancak hangi seçeneğin doğru olduğuna karar verirken sadece verilere bakmayız. Tecrübelerimiz, değerlerimiz, içinde bulunduğumuz koşullar ve kararımızın başka insanlar üzerindeki etkileri de devreye girer. Bir şeyi yapabiliyor olmamız, onu mutlaka yapmamız gerektiği anlamına gelmez. İşte bu ayrımı yapabilmek insana düşecektir.
Bir başka önemli özellik ise insanı anlayabilmek olacak. Bir çalışanınızın “Sorun yok.” demesine rağmen aslında bir problemi olduğunu fark etmek, müşterinin söylediği talebin arkasındaki gerçek ihtiyacı görmek, toplantıda sessiz kalan kişinin yüzündeki endişeyi anlamak, zor bir anda karşınızdaki insanın neye ihtiyaç duyduğunu hissedebilmek… Teknoloji geliştikçe bunların önemsizleşeceğini değil, tam tersine daha değerli hale geleceğini düşünüyorum.
Gelecekte en kıymetli sermayelerden biri de güven olacak. Yapay zekânın ürettiği metinlerin, görüntülerin, videoların ve bilgilerin çoğaldığı bir dünyada insanlar giderek daha fazla “Buna güvenebilir miyim?” diye soracak. Ardından çok daha önemli bir soru gelecek: “Bu insana güvenebilir miyim?” İşte burada teknoloji değil, karakter devreye girecek. Sözünün arkasında durmak, hata yaptığında kabul etmek, bilmediğinde “bilmiyorum” diyebilmek, başkasının emeğine saygı göstermek, etik davranmak ve zor zamanlarda doğru olanı yapabilmek… Bunların hiçbirinin değeri yapay zekâ geliştikçe azalmayacak. Tam tersine daha da artacak.
Bir de tecrübe var. Yıllarca aynı işi yapmış bir insanın bazen birkaç saniyede verdiği kararın arkasında binlerce küçük deneyim bulunur. Başarısızlıklar, yanlış kararlar, müşteri görüşmeleri, krizler, insan ilişkileri, kazanımlar ve kayıplar zaman içerisinde bir sezgi oluşturur. Bunun adına sadece bilgi diyemeyiz. Bu, yaşanmışlıktır. Kitaptan öğrenilen ile yaşayarak öğrenilen arasındaki fark da burada ortaya çıkar.
Elbette yapay zekâdan korkarak yaşayamayız. Onu görmezden gelmek de mümkün değil. Tam tersine öğrenmek, kullanmak ve işlerimizin bir parçası haline getirmek zorundayız. Geleceğin başarılı insanı muhtemelen yapay zekâya karşı çalışan değil, yapay zekâyla birlikte çalışmayı bilen insan olacak. Ancak burada çok önemli bir ayrıntı var: Yapay zekâyı kullanırken insanlığımızı kaybetmemek.
Teknoloji bize daha hızlı olmayı öğretebilir ama neden hızlandığımızı söyleyemez. Önümüze onlarca seçenek koyabilir ama hangisinin doğru olduğunu seçme sorumluluğunu üzerimizden alamaz. Bize etkileyici cümleler yazabilir ama o cümlenin arkasında gerçekten durup durmadığımızı bilemez. Bir problemi çözebilir ama o problemin bir insanın hayatındaki anlamını her zaman anlayamaz.
Belki gelecekte özgeçmişlerimizde bildiğimiz programlardan, sahip olduğumuz teknik bilgilerden ve hatta bazı diplomalardan daha önemli başka özellikleri konuşacağız. Bir insan için “Ne biliyor?” sorusundan önce “Nasıl düşünüyor?”, “Nasıl karar veriyor?”, “İnsanlarla nasıl ilişki kuruyor?”, “Güvenilir mi?”, “Merak ediyor mu?”, “Öğrenmeye devam ediyor mu?” diye soracağız. Ve belki bütün bunların üzerinde çok daha eski ama çok daha önemli bir soru yeniden değer kazanacak: “İyi bir insan mı?”
Saygı ve sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY
İyi Pazarlar…


