Pazar… Pazar…
DÜNYAYI SESSİZCE TAŞIYANLAR
Bazı günler vardır; takvimde yalnızca bir tarih olarak durmazlar. İnsanlara durup düşünmeleri için verilmiş bir hatırlatma gibidirler. 8 Mart da böyle bir gündür. Çoğu zaman bir çiçekle, bir mesajla ya da birkaç iyi dilekle kutlanır. Oysa bugün yalnızca bir kutlama günü değil; hayatın içinde çoğu zaman görünmeden var olan büyük bir emeği ve aynı zamanda büyük bir acıyı hatırlama günüdür.
Kadınların hikâyesi çoğu zaman büyük cümlelerle yazılmaz. Onların hikâyesi hayatın en sade anlarında saklıdır. Sabah henüz şehir tam uyanmamışken mutfakta yanan ilk ışıkta, okul yolunda çocuğunun elini tutan bir annenin sessiz telaşında, hastane koridorlarında sabaha kadar nöbet tutan bir doktorun yorgun ama kararlı bakışında ya da bir sınıfta öğrencilerine dünyayı anlatmaya çalışan bir öğretmenin sabrında… Hayatın akışı çoğu zaman onların görünmeyen emeğiyle ilerler.
Belki de bu yüzden kadınların gücü çoğu zaman yanlış anlaşılır. Çünkü bu güç gürültülü değildir. Gösterişli değildir. Ama derindir. Tıpkı toprağın altında sessizce ilerleyen kökler gibi… Bir ağacı ayakta tutan şey gövdesinin yüksekliği değil, köklerinin derinliğidir. Toplumlar da biraz böyledir. Bir toplumun gerçek gücü çoğu zaman görünmeyen emeklerin üzerine kurulur ve o emeğin büyük bir kısmını kadınlar taşır.
Yıllar önce küçük bir Anadolu kasabasında tanıştığım yaşlı bir kadın bunu çok sade bir cümleyle anlatmıştı. Gün batarken bir bankta oturuyorduk. Bana dönüp “Evladım,” demişti, “biz kadınlar dünyayı döndürmeyiz ama durmasına da izin vermeyiz.” O gün bu söz bana sadece güzel bir cümle gibi gelmişti. Ama zaman geçtikçe aslında ne kadar derin bir gerçeği anlattığını daha iyi anladım.
Çünkü kadınlar çoğu zaman hayatın tam merkezinde, ama görünmeyen bir yerde dururlar. Bir aileyi ayakta tutan sabırda, bir çocuğun hayallerini büyüten cesarette, bir kurumun insan kalabilmesini sağlayan vicdanda onların izi vardır. Hayatı yalnızca sürdürmekle kalmaz, onu daha yaşanabilir hâle getirirler.
Ama 8 Mart bize yalnızca kadınların emeğini değil, onların karşı karşıya kaldığı zorlukları da hatırlatır. Dünyanın birçok yerinde hâlâ kadınlar baskı altında yaşamak zorunda kalıyor. Eğitim hakkından mahrum bırakılan, karar verme süreçlerinden dışlanan, sesini yükselttiğinde susturulmaya çalışılan milyonlarca kadın var. Bazıları evlerinin içinde görünmez bir yalnızlığın içinde yaşam mücadelesi veriyor.
Daha acı olan ise, bazı kadınların hayatlarının şiddetle yarıda kesilmesidir. Kadın cinayetlerine kurban giden her kadın, yalnızca bir istatistik değil; yarım kalmış bir hayat, söylenememiş sözler, gerçekleşememiş hayaller demektir. Her birinin ardında bir aile, bir çocuk, bir hikâye vardır.
Savaşların yaşandığı coğrafyalarda ise kadınların yükü daha da ağırdır. Savaş yalnızca cephede yaşanmaz; şehirlerde, evlerde, göç yollarında da yaşanır. Savaşlarda hayatını kaybeden kadınlar, geride bıraktıkları hayatlarla birlikte insanlığın ortak vicdanında derin izler bırakır. Bir annenin kaybı, bir ailenin kaybıdır; bir kadının ölümü, bir geleceğin eksilmesidir.
Bu nedenle 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda bir hatırlama ve sorumluluk günüdür. Kadınların emeğini takdir etmek kadar, onların güvenli, özgür ve eşit bir hayat sürebileceği bir dünya kurma sorumluluğunu da hatırlama günüdür.
Bugün dünyanın birçok yerinde kadınlar bilimde, sanatta, ekonomide ve yönetimde daha görünür bir yer edinmeye başladı. Bu umut verici bir değişimdir. Ancak gerçek eşitlik yalnızca kapıların açılmasıyla değil, bakışların değişmesiyle mümkün olur. Bir toplumun olgunluğu, kadınların ne kadar alkışlandığıyla değil; ne kadar özgür, güvenli ve saygı görerek yaşayabildiğiyle ölçülür.
Dünya bazen büyük devrimlerle değil, küçük ama kararlı adımlarla değişir. Ve tarih bize defalarca göstermiştir ki o adımların çoğu zaman bir kadının sessiz yürüyüşüdür.
Bugün bir çiçek vermek güzeldir. Bir teşekkür etmek değerlidir. Ama belki de en anlamlı olanı, kadınların yalnızca güçlü oldukları için değil, insan oldukları için eşit ve güvenli bir hayatı hak ettiklerini kabul etmektir.
Çünkü bir toplumda kadınlar korkarak yaşıyorsa, o toplum gerçekten özgür değildir. Kadınların hayatları şiddetle yarıda kesiliyorsa, insanlık hâlâ yolun başındadır. Ve eğer dünyanın bir yerinde bir kadın sadece kadın olduğu için baskı altında yaşıyorsa, aslında insanlığın onuru eksik kalmıştır.
Bu yüzden 8 Mart sadece bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda bir vicdan günüdür.
Bugün hayatta olan kadınların gücünü kutlarken; baskı altında yaşayan, şiddete kurban giden ve savaşlarda hayatını kaybeden tüm kadınları da saygıyla ve hüzünle hatırlayalım.
Çünkü hayatın en büyük yükünü çoğu zaman en sessiz omuzlar taşır.
Saygı ve sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY
İyi Pazarlar…


