SALI SOHBETİ – 52

JAPONLAR PARİS’TE II (Geçen haftanın devamı)

Paris’e indiğimizde, valizlerimizi boşuna bekledik. Herkes valizlerini alıp gittikten sonra, biz de “Kayıp Bagaj” bürosuna giderek, bagaj etiket numaralarımızı ve kalacağımız oteli yazdırarak, daha da fazla zaman kaybetmeden, otele gitmek üzere taksiye bindik. Ancak üzerimize takım elbise almak için hiç zamanımız yoktu, çünkü Milano’daki rötar, Zürih’teki aktarma ve Paris’teki kayıp bagaj bürosunda çok zaman kaybetmiştik. Randevumuza üzerimizdeki kıyafetlerle gidecektik, “Keşke iş kıyafetlerimizle uçağa binseydik” diye aklımdan geçirdim. Japonların toplantılara verdiği önemi biliyordum, kartvizit alışverişleri bile Avrupalılardan farklıdır.

Toplantıya bu şekilde katılacak olmamız biraz moralimizi bozmuştu. Ama yine de tıraş olacak bir zamanımız vardı. Otelde Melda’yla buluştuktan sonra, yakında bulunan bir marketten tıraş malzemeleri satın aldık ve aceleyle tıraş olarak toplantıya gitmek için tasarım ofisinin bürosuna gitmek üzere otelden ayrıldık.

Yolda giderken Melda’ya “Aman Melda’cım, Japonlara ayıp olmasın, onlara bu sabah Milano’dan geldiğimizi, valizlerin kaybolduğunu, kıyafetlerimizin valizlerde kaldığını anlat lütfen…” diye birkaç defa hatırlatma yaptım. Tabii ki, Melda da bunu Japonca söyledikten sonra, ben İngilizce olarak da söyleyecektim.

Tasarım ofisinde iki Japon yöneticiyle buluştuk. Tanıştıktan hemen sonra kıyafetlerimiz için özür diledik, ama Japonlar inanılmaz nezaketle durumu karşıladılar, hatta birlikte bu duruma güldük. Melda’nın Japonca konuşması onları çok şaşırttı ve o derecede de memnun oldular.

Çok verimli ve oldukça fikir alışverişi şeklinde geçen toplantıda, önce Türkiye’deki sektörü, şirketimizi ve kendimizi tanıttık. Hedeflerimizi ve beklentilerimizi ifade ettik. İnanılmaz derecede profesyonel yönetici eğitimi aldıkları belli olan Japonlar, hiç sözümüzü kesmeden, son noktayı koymamıza kadar bizi dinlediler. Konuşma sırasında sadece, dinlediklerini beden lisanı ve bazı kısa sözcüklerle ifade ettiler. Onlar da biraz kendilerinin Avrupa ve Orta Doğu bölgesindeki faaliyetlerinden söz ettiler. Beklediğimiz gibi, kendileri için hazırlamış olduğumuz sunum dosyalarını teslim alarak, Türkiye distribütörlüğü için kendi merkezlerinde görüşeceklerini söylediler.

Zaten böylesi önemli bir talebin, ilk görüşmede olumlu sonuçlanmasını ve hemen tarafımıza cevap verilmesini beklemek hayal olurdu. Bu tip görüşmeler karşılıklı birkaç ziyaret ve görüşmelerle şekillenir ve bir takım fizibilite çalışmaları ile devam eder. Bazen bir distribütörlüğün verilmesi birkaç seneyi bile bulabilir, çünkü marka sahibi şirketler yeni bir pazara girerken çok temkinli davranırlar, doğru bir iş ortağı ile pazara girmek isterler. Bu konuda en çok söyledikleri bir söz de “Biz bir ülke distribütörlüğünü, bir evlilik gibi görürüz”dür.

Japonlarla toplantımız bittikten sonra otele döndük. Otel lobisinde valizlerimizin gelmiş olduğunu görünce sevindik, ama toplantıdan sonra geldiği için de biraz buruktuk.

Artık işimizi tamamlamış, akşam yemeğini hak etmiştik. Ali Bey ve Melda’yla keyifli bir akşam yemeğinden sonra, Paris’in en ünlü caddesi Champs Elysees’den (Şanzelize) yine ünlü Concorde Meydanı’na doğru bir yürüyüş yaptık.

Meydana geldiğimizde dev bir dönme dolabın kurulmuş olduğunu gördük. Dönme dolaptaki vagonlara binmek için oldukça uzun bir kuyruk vardı. Kuyrukta çoğunlukla turist grupları sıra bekliyordu. Melda’nın dönme dolaba binmek için gözleri parlayınca, Ali Bey “Hadi, biz de binelim bakalım şuna…” dedi ve kuyruğa girdik.

Önümüzde iki Japon kız, sürekli birbirlerinin fotoğrafını çekmeye çalışıyordu. Ben de kızlara “Verin makineyi ben ikinizi birlikte çekeyim…” deyince çok hoşlarına gitti, hemen makineyi elime tutuşturdular. Fotoğraflarını çektim, fotoğraf makinesini kızlara iade ederken, bizim nereli olduğumuzu sordular. Ben de “Türk’üz, ama Japonca konuşuruz” diyerek, Melda’ya dönerek “Hadi, hemşerilerini buldun, konuş bakalım bunlarla da…” diye espri yaptım. Kızlar kulaklarına inanamadılar, Paris’te bir Türk kızı ve Japonca konuşuyordu. Kahkahalar ve Japonca sohbet eşliğinde kuyrukta 15 dakika kadar zaman geçirdikten sonra sıra bize geldi. Altı kişilik kapalı vagona Japon kızlarla birlikte bindik. Kızlar vagona biner binmez, içerde Paris’i anlatan hoparlörden Japonca seçeneğini tıkladılar.

Yerden oldukça yükselen bu dev dönme dolabın zirve noktasında, Paris’in büyük bir kısmını görme imkânı oluyordu.

Zirveden görülen Eyfel Kulesi, Seine (Sen) nehri ve köprülerin gece manzarası gerçekten büyüleyiciydi. Ancak hoparlörden tüm anlatılan Japonca olduğu için, tabii Ali Bey’le ikimiz hiçbir şey anlamadık.

Devamı haftaya salı günü…

31 Aralık 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir