Pazar… Pazar…
600. PAZAR YAZIM
İlk yazımı 19 Ocak 2014 Pazar günü yayınlamıştım. Ardından hiç aksatmadan, aralıksız her pazar günü, bir yazıyla, bazen düşüncelerimi, bazen anılarımı, çoğu kez de mesleğim ile ilgili bilgileri “Bir fincan kahve eşliğinde” okunabilecek uzunlukta paylaşmaya devam ettim.
Bugün 27 Temmuz 2025 ve 600. Pazar yazımı yayınlıyorum. İlk yazımdan bugüne kadar yaklaşık 11 yıl 6 ay geçmiş…
Bu nedenle anlayışınıza sığınarak, bugün birazcık kendimden söz etmek istiyorum.
30 Haziran 2013 tarihinde profesyonel iş hayatından “Emekli” olmak suretiyle ayrıldım ve bir eğitmen ve danışman olarak, kendi şirketimi kurarak eğitim dünyasında aktif olmaya başladım.
Zaten iş hayatım devam ederken, 2011 yılında “Yarı zamanlı” Öğretim Görevlisi olarak Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders vermeye başlamıştım. Bu işten o kadar büyük bir keyif almaya başladım ki, o tarihten beri hiç bırakmadım ve halen de İstanbul Kültür Üniversitesi’nde ders vermeye devam etmekteyim. Dilerim uzun yıllar daha üniversite öğrencileri ile buluşmaya devam ederim. Bana göre, artık hayata atılmaya hazır ve çok istekli olan öğrencilere, bilgi paylaşmak ve deneyim aktarmak kadar insanı mutlu eden çok az şey vardır. Halen de bizden mezun olmuş birçok öğrencimizle iletişimim devam etmektedir.
2007 yılından bu yana 5 kitap yayınladım, 2 akademik kitabın bölüm yazarlığını yaptım ve 1 kitabın da giriş bölümünü yazdım, birkaç dostumun kitaplarını yayınlamaları için destek oldum, ayrıca 5 yıldır da radyoda iş kitaplarını yorumluyorum. Halen de yeni bir akademik kitabın bir bölümünü ve yeni bir kitap yazıyorum.
Eğitime başladığım ilk günden bu yana birbirinden değerli onlarca şirkete uzmanlık alanım olan, işletme yönetimi ve organizasyon, liderlik, stratejik yönetim, pazarlama, satış, marka yönetimi, müşteri ilişkileri ve benzeri konularda eğitimler verdim ve danışmanlıklar yaptım. Halen aynı çalışmalara devam etmekteyim. Aynı süreçte doktoramı da tamamladım.
Başta Pazar Yazılarımı yayınlamak olmak üzere, tüm bunları neden yapıyorum? Çünkü kişisel görüşüme göre, olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcunun olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bilgi ve deneyimlerimi paylaşmaya devam etmekteyim ve gücüm yettikçe de devam etmek istiyorum.
Bence bilgi tek başına bir değer ifade etmemektedir, ancak paylaşılırsa bir değer kazanmaktadır. Bu nedenle bilim insanları zengin değildir; bilgiyi alıp kullanan iş insanları zengindir.
Eğitim dünyasına ilk başladığımda, çevrem ancak daha önce iş yaptığımız insanlarla sınırlıydı. İlk başlarda şirketlerle nasıl tanışacağım ve nasıl eğitim vereceğim konusunda çok belirsizlikler vardı, hatta zaman zaman endişeye kapıldığım da olmuştu. Ancak zaman içinde öyle harika insanlarla tanıştım ki, bugün geriye dönüp baktığımda her birinden, birçok şey öğrendiğimi ve benim bu meslekte ilerlememi sağladıklarını düşünüyorum. Bu süreçte, birbirinden değerli iş ortakları edindim; birlikte iş yaptık, projeler geliştirdik, eğitimler verdik, danışmanlıklar yaptık, üniversitelerde zirveler düzenledik, sosyal sorumluluk projelerinin altına imzalar attık! Tam 12. yılımda, dostlarımla birlikte gerçekleştirdiğimiz işleri düşünüyorum da neler neler sığdırmışız bu süreye.
Burada tüm isimleri sıralamam mümkün değil, ama hepsine ayrı ayrı tüm destekleri için gönülden teşekkür ediyorum. Üçüncü kitabımın başlığı “Nasıl Zengin Olamadım” idi, şimdi çevremde o kadar çok dostum, kardeşim, arkadaşım ve meslektaşım var ki, artık kendimi çok ama çok zengin hissediyorum.
Bu arada hakkını ödeyemeyeceğim dostlarım olduğu gibi, beni hayal kırıklığına uğratanlar da oldu tabii. Buna rağmen, vefasız olanlardan da her zaman “uyanık ve dikkatli” olmayı öğrendim. Yine de onca yıllık deneyimime rağmen, hâlâ haklarında yanıldığım insanlar çıkıyor, ne yazık ki. Benim de hatalarım olmuştur, kuşkusuz. Hatasız kimse olmaz, ama hatalardan dersler çıkartmak önemlidir. Ben derslerimi aldım, artık insanlara karşı daha anlayışlı, daha yapıcı ve onları değiştirmeye çalışmadan oldukları gibi kabul etmeyi öğrendim.
Her zaman söylediğim gibi, “Hayat bir maratondur ve bunu bir maratoncu gibi koşmak lazım. Bir 100 metreci disipliniyle maratonu koşamazsınız, aksi takdirde o maraton bitmez…”. Delicesine her şeye atlamak ve her şeyi denemek yerine, -ki ben bunu geçmişte yapmıştım- adım adım ilerlemek, bir alanda uzmanlaşmak, derinleşmek, sonra başka bir alana daha kaymak ve hep uzun vadeli düşünerek, sağlam adımlar atmak önemlidir. Özetle, gelecekte ulaşılabilecek seviyelerin hayalini kurmak yerine, insan önündeki işi tam ve mükemmel yapmalıdır.
Zaman ayırıp, bugünkü yazımı okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum, hepinize sağlık, huzur, mutluluklar, başarılar ve esenlikler diliyorum.
Haftaya 601. Pazar Yazımda buluşmaya ne dersiniz?
Saygı ve Sevgilerimle,
Dr. Hakan OKAY

