Pazar… Pazar… 2017/185

Pazar… Pazar…

Geçen hafta “Yakasızlar” konulu yazımda seyyar satıcılardan söz etmiştim. Bugün de seyyar satıcılar konusuna devam etmek istiyorum…

Çocukluğumuzda sokaklarda gördüğümüz bu insanları hiç yadırgamaz, hatta bazen sattıkları ürünlere veya hizmetlere göre mahallemizden geçmelerini beklediklerimiz olmuştur. Hele kış akşamları bozacının sesi duymak bile bir gelenek olmuştu. Biz küçükken annem bize “Sokak satıcılarının o mısırlarını yemeyin, temiz değildir, ben size yaparım..” demiş, ama düdüklü tencerede haşladığı mısırlar, hiçbir zaman sokakta satılan mısırların tadını yakalayamamıştı…

Bence pastane simitleri de hiçbir zaman sokakta satılan simitler gibi olmuyor; kestaneler de öyle…

1979 yılında ileride şair ve ressam olmak isteyen ve adı bende saklı bir delikanlı, “Sokak satıcıları” için bir şiir yazmıştı:

YÜRÜDÜ ADAM

Yürüdü adam,
Dağ yürüdü,
Dere yürüdü,
Hep, hep yürüdü…
İşleri yürüdü,
Çocukları yürüdü…

Birgün durdu adam,
İşleri durdu…
Birgün yattı adam,
İşleri yattı…
Birgün öldü adam,
Çocukları açıkta yattı…

Aradan geçen yıllarda işler değişti; büyüdük iş hayatına atıldık ve zaman geldi bu seyyar satıcıların davranışlarına veya satış yapmak için peşimize düşmelerine kızdık, hatta şehrin görüntüsünü bozdukları için rahatsız da olduk. Ayrıca “Hijyen” dedik, “Ne olduğu belli olmayan yağlar kullanılmıştır” dedik, “Toz toprak içinde…” dedik ve bunlardan uzak durduk.

İş hayatına satışla başlayan biri olarak, sonradan bu insanların gayretlerine, azimlerine, çektikleri sıkıntılara, yaz kış demeden sokaklarla ailelerini geçindirmeleri için çalışmalarına saygı duymaya başladım. Satış işinin ne kadar gayret gerektirdiğini gördükçe ve bu insanların müşterileri ile nasıl ilişkiler kurduklarını fark ettikçe de bazılarına hayran kaldım. Hatta bazı satış eğitimlerinde bu insanlardan örnekler verdim. Bazı eğitimlere meslektaşlarımın bu insanları davet ettiklerini de duydum ve çok hoşuma gitti.

Şehir kültürümüzün bir parçası olduğuna inandığım bu seyyar sokak satıcılarına sempati duyuyorum. Öyle ki, bazılarını ismen tanıyorum, hatta bazı sabahlar simidimi alırken birkaç cümle ile sohbet etmekten keyif alıyorum.

Bu insanların da sosyal güvencelerinin sağlanmasını ve ileri yaşlarda kimseye muhtaç kalmadan yaşamlarını sürdürebilmelerini diliyorum.

İyi Pazarlar 🙂

2017/185

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir